KOLAYLI YENİ

14 Aralık 2018 Cuma

“TOBB da çürümüştür Türkiye Esnaf Odalar Birliği de…”

tobb-da-curumustur-turkiye-esnaf-odalar-birligi-de

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Genişletilmiş Temsilciler Meclisi Toplantısı’nda bir konuşma yaptı.
04 Aralık 2018 Salı 19:56

“Buradaki irademiz; bu tozpembe hayaller içerisinde vatanı aldatmaya çalışanlara karşı dimdik ayakta durarak meydanlara servet paylaşmaya, ganimet paylaşmaya inenlere inat, durduğumuz yerde duranların iradesidir.”

Genel Başkan Gültekin Uysal, Genişletilmiş Temsilciler Meclisi Toplantısı’nda bir konuşma yaptı.

Barolar Birliği Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya parti kurucularımız, eski bakanlarımız, milletvekillerimiz belediye başkanlarımız, il ilçe başkanlarımız ile Genel Merkez yönetim kurullarımızın üyeleri, görevlerini sürdüren teşkilat mensuplarımız ve Demokrat Parti sevdalıları katıldılar.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan toplantıda açılış konuşmasını Genel Başkan Yardımcımız Ertan Küçükay yaptıktan sonra kürsüye büyük bir coşku ve alkışlar eşliğinde çıkan Genel Başkanımız Gültekin Uysal, kapsamlı bir konuşma yaptı.



Genel Başkanımız Gültekin Uysal’ın yaptığı konuşmanın tam deşifre metni aşağıdadır:

“Çok kıymetli dava arkadaşlarım, çok kıymetli genç kardeşlerim, küçüğünden büyüğüne bir büyük hareketin sahibi olarak bugün burada gönül gönüle bir araya gelen hürriyetçi demokrasiye inanmış siz değerli, siz kıymetli, her noktada Kırat’ın bayraktarlığını yapan Demokrat Parti mensupları, kıymetli basın mensupları, öncelikle hepinizi Temsilciler Meclisimizin hayırlara vesile olması temennisi ve duasıyla saygıyla selamlıyorum, muhabbetle kucaklıyorum. Hoş geldiniz diyorum.

Bir dönemin, bir devletin, cumhuriyetin, bir siyasi hareketin hafızaları, ülkemizin gördüğü en büyük fikri ve fiziki kalkınma hamlesinin emektarları, Türk Siyasetinin muallimleri, büyük bir başarının müellifleri, Büyük Türkiye mefkuresinin mükellefleri siz değerli demokratların, partimizin ve hareketin büyük dava adamlarının karşısında olmanın gururu ve heyecanı içindeyim.

Bu ülkenin harcına alın terini katmış, şehitlerimizin kanıyla can üstüne can vermiş bir büyük ülkeyi inşa etmiş, yokluğu vatan aşkı ile millet lehine “varlık” etmiş bir hareketin mensupları, demokrasi sevdalıları, hürriyet tutkunları, adaletin sancaktarları hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Bu büyük dava, bu hürriyet ve adalet davası 70 yılı aşan büyük bir mücadele içerisinde sizlerle birlikte olmanın, ömrünü bu davaya helal etmiş, ömrünü bu vatana feda etmiş sizleri, bu koca çınarın köklerini burada görüyor olmanın ayrıca onurunu ve gururunu yaşıyoruz. Bize güç verdiniz. Hepinizi tekraren saygıyla, minnetle, şükranla selamlıyorum.

Değerli dava arkadaşlarım,

Milletlerin tarihinde de siyasi hareketlerin tarihinde de belirli dönüm noktaları vardır. İnanıyorum ki bir gün geriye dönüp baktığınızda bugün burada ortaya koyduğumuz feraset, akıl, irade, adanmışlık ruhu yarınlarımızı aydınlatacak fikir berraklığına eriştirecek bir muhasebe zemini olması hasebiyle bu 70 yılı aşan hareketimizin pek çok tarihi eşikte olduğu gibi bir büyük kilometre taşına tekabül ettiğini göreceksiniz.

“MİLLETİMİZ BAŞINA GELECEKLERDEN HABERSİZ,

DERİN BİR RÜYA ALEMİNİN İÇERİSİNDE”

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Aziz Türk Milleti, tarihinin en kritik süreçlerinden biriyle karşı karşıya bugün. 

Tarihi boyunca nice badireleri birlik, beraberlik içerisinde, millet olma kabiliyetinin verdiği ortak inanç, azim ve kararlılıkla atlatan milletimiz, planlı ve bilinçli çabalarla bugün öyle bir noktaya getirildi ki, başına geleceklerden habersiz, derin bir rüya aleminin içerisinde.

İşte buradaki irademiz; bu tozpembe hayaller içerisinde vatanı aldatmaya çalışanlara karşı dimdik ayakta durarak meydanlara servet paylaşmaya, ganimet paylaşmaya inenlere inat, durduğumuz yerde duranların iradesidir.

Vatanın bölünme kaygıları içerisinde memlekete bölünmenin dayatıldığı Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalandığı, bütün planları alt üst edilmiş emperyalist güçlerin 100 yıllık bir kinle üzerimize saldırdıkları bugün, maalesef bölgesel senaryolarını sorunsuzca hayata geçirmelerine zemin yaratan bir iktidarla, sonu belirsiz bir karanlığa doğru sürükleniyoruz.

Bin türlü hile, bin türlü yalanla ülke ve dünya gerçeklerinden öylesine uzaklaştırılıyoruz ki, sahteyle gerçeğin, doğruyla yanlışın ne olduğunu ayırt edemediğimiz bir hayal dünyasında yaşıyoruz sanki.

BU ALEMDE HER ŞEY TOZ PEMBE…

“Sanki…”

Gönlümüz, hedefimiz, iddiamız Türkiye’nin bir dünya devleti olmasıdır. Ama bugün koskoca devletin bir kişinin nefsinde nasıl tarihi geriye doğru yürütürcesine modern bir devlet yapısından modern bir kimlikten uzaklaştırıldığına şahidiz.

Sanki Cumhurbaşkanımız dünya lideri.

Türk Siyasi tarihinin sanki en itibarlı devrini yaşıyoruz.

Sanki Türkiye ekonomisi dünyanın en gelişmiş ekonomilerinden birisi.

Demokrasimiz ve insan hakları seviyemiz sanki en ileri düzeyde.

Sanki Türk hukuk ve adalet sistemi tarihinde olmadığı kadar bağımsız.

Ömründe buzdolabı, çamaşır makinesi görmemiş milletimizin refah seviyesi sanki tavan yaptı.

Sanki çiftçimiz derd üstü murad üstü.

İşçimiz halinden fevkalade memnun sanki.

Sanki emeklilerimizin hepsi dünya turunda.

Sanki sanayicimiz üretimden başını kaldıramıyor, ihracat rekor üstüne rekor kırıyor.

Asgari ücretlimiz maaşından artan parayla birileri gibi yastık altına altın ve döviz istifliyor.

Ve sanki doğal olarak tüm dünya bizi kıskanıyor.

Aksini iddia edenlere bu memlekette bu telkinlere sistematik bir şekilde insanımızın zihninin bulandırılmaya çalışıldığı böyle bir dönemde bu pembe tabloya itiraz edenlere de ellerinin on parmağındaki on karayla karalar çalmakta, kara puntolarla devletin kaynaklarıyla ele geçirdikleri medya organlarında kara kara başlıklarla kara kara propagandalar yapılmakta.

“KENDİLERİNİ VATANSEVER VE DEMOKRAT DİYE PAZARLIYORLAR”

Bedeli kanla ödenmiş bir ülkeden, bir büyük cumhuriyetten kendilerine krallık yaratmayı bu millete vatanseverlik olarak pazarlamaktalar.

Başları her sıkıştığında milletin ardına sığınıp, sair zamanlarda yaptıkları çağ dışı, hukuk dışı, insanlık dışı uygulamalarla inim inim inletmeyi bu ülkeye demokratlık olarak pazarlamaktalar.

Kol kola omuz omuza yol arkadaşlığı, kader birliği yaptığınız odaklarla göz göre göre ülkeyi uçuruma sürüklemeyi vatanseverlik olarak pazarlamaktalar.

Kendi saltanatları için gözü kapalı milyarları havada savururken, fedakarlığı garip gurebadan beklemeyi, kendi adlarına hamiyet severlik olarak ifade etmekteler.

Kendi acemiliklerinin ve beceriksizliklerinizin faturasını milletin üzerine yıkmayı marifet bilmekteler.

Kendi iktidarının ve saltanatlarının devamı için hiçbir vicdan muhasebesine girmeden milletimize ezayı, cefayı, zulmü reva görmeyi tozpembe tablo içerisinde büyük bir ideal olarak pazarlamaktalar.

Vatan, millet, din, ülkü, tarih demeden bu milletin çimentosu olan değerleri yerle bir etmeyi; tarih boyunca güçlü bağlarla birbirine sarılmış olan kardeşleri cephe cephe, parça parça bölmeyi marifet kabul etmekteler.

40 yıldır verdiğimiz şehitlerin hesabına bakmadan İmralı’da, Oslo’da, Dolmabahçe’de masalar kurarak; davul zurnayla terörist karşılamayı, dağdaki terörü kentlere indirmeyi demokratlık diyerek pazarladılar.

Orduyu dağıtmaksa, adaleti çökertmekse, kozmik odaları açmaksa, devletin, milletin itibarını dünya nezdinde beş paralık etmekse sizde ama buna karşı çıkanlara vatan haini demek yine sizin dilinizde. İşte itirazımız bu yanlışadır.

Onlar ne derse desin onlar ne kadar kara çalarsa çalsınlar, değerli dava arkadaşlarım bu millet Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sokakta bulmadı.

“İSTİKLAL MÜCADELESİNİN İZLERİNİ MİLLETİMİZİN HAFIZALARINDAN SİLME GAYRETLERİ İÇERİSİNDELER”

Milyonlarca kilometre kareden Anadolu ve Trakya büyüklüne sığınarak yeniden bu büyük ülkeyi modern bir devlet olarak, Cumhuriyeti herkes için eşitlik ve fırsat imkanı olarak görüp yeniden bir büyük ülkeyi imar ve inşa ettiler. Bugün imkan ve imtiyazlarından azami düzeyde yararlananlar bunun kıymetini bilmeyebilir. Ama açık yüreklilikle söylüyorum; bunun kıymetini bilmeyenler, büyük rüya görenler, hayal aleminde gezenler Irak ve Suriye aynasında yaşananlara baksınlar. Yıkmak istedikleri bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin her tür imkan ve imtiyazından yararlananlara sunduğu huzurun, güvenliğin, refahın anlamını bir kez daha idrak etsinler.

Israrla bu büyük milletin ruhundan çıkmış bir mefkure hamlesi olarak yeniden bu mücadelenin izlerini, İstiklal mücadelesinin izlerini milletimizin hafızalarından silme gayretleri içerisindeler. Çünkü o ruh yeniden hayat bulursa kendilerine imkan olmayacağını en iyi kendileri bilmekte.

Tarihiyle bağları kopmuş, geleneksel değerleri talan edilmiş, millet olma bilincini yitirmiş, ekonomisi çökmüş, eğitimsiz, biatçı ve nereye çeksen oraya sürüklenecek bir toplum yapısı inşa etmeyi kendilerine hedef tayin etmişler.

Peki, niçin böyle bir hedefi ortaya koydular?

Bulunduğumuz coğrafyada asırlara dayalı hayalleri olanlar, Türkiye’nin kendi kaderini tayin edecek kadar güçlü ve istikrarlı bir devlet olmasını asla istemediler.

Değişim, dönüşüm, reform adı altında bu büyük ülkeyi içinde bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyası denilen Kuzey Afrika’dan Afganistan, Pakistan’a varıncaya kadar bu coğrafyada o yok varsaydıkları ama bizim sırtımızı dayadığımız, onların sırtını döndükleri bu milletin büyük tarihi içerisinde kendi kaderini kendisi tayin etmiş yüce Türk Milleti olarak bugün varlığımızı hiçbir şekilde ne bugün yönetenler ne de dış mihraklar asla ve kata münakaşaya açamayacaklardır.

Tablo o kadar açık ve istikamet o kadar bellidir.

Bunu bir tek bizi yönetenler ve güya yönetme iddiasında olanlar görmüyorlar; ya da görmek istemiyorlar. Ve tabii göstermek de istemiyorlar.

O nedenle yalana, yanlışa methiye düzen; bütün gerçekler tüm çıplaklığı ile ortadayken kendi ikballeri uğruna ülke istikbalini ateşe atmaktan çekinmeyen yeni bir medya düzeni, bir gazeteci nesli yarattılar.

“TÜRK MİLLETİ’NİN UMUTLARINI VE HAYALLERİNİ SÖMÜRDÜLER”

Bunlar yeri geldi ülkenin altına dinamit döşeyenleri alkışladılar, methettiler. Bugün yalan ve düzmece olduğu ortaya çıkan her türlü kumpasın militanca savunucusu oldular. Terörist başını barış elçisi ilan ettiler. Yabancı istihbarat örgütlerinin kuklası olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmayı amaçlayanların müridi oldular.

Şimdi de milletin karşısına çıkıp milletimiz bizi affetsin, Allah da bizi affetsin demekteler. Ama bu sorumluluğu bu sözlerle sureti haktan görünerek üstlerinde atabilme imkanı yoktur.

Tek adamlık rejiminin Türkiye’yi uçuracak en iyi sistem olduğu yalanıyla açıkça Türk Milleti’nin umutlarını ve hayallerini sömürdüler. Mirasyedi ekonomiyi, millete kalkınma hamlesi diye yutturmaya çalıştılar.

Bugün pek çok cephesinden adına birilerinin kriz bile diyemediği Ankara’dan yapılan telkinlerle bulundukları her noktada sadece siyasi uzantıları değil ama bu iktidara, ranta ortak edilmiş, devlete ortak edilmiş, kimi Türkiye’nin en üst düzeydeki üretici birliklerinin temsilcileri, esnaflarının temsilcileri, ticaret adamlarının temsilcileri boy boy açıklamalar yayınlayıp Türkiye’de krizin olmadığını ifade etmektedirler. Mezarlıkta ıslık çalıp bu gerçekleri milletimizin görmemesi için çaba sarf etmektedirler.

“TOBB DA ÇÜRÜMÜŞTÜR TÜRKİYE ESNAF ODALAR BİRLİĞİ DE…”

Türkiye'de çürüyen sadece iktidar değildir, iktidar partisi değildir. Bir siyasi parti olma hüviyetinden sıyrılmış bir kişinin fan club’ı haline gelmiş o bir kişiyi ve ailesini korumayı tek bir amaç haline getirmiş bir siyasi yapı maalesef kendisini çürütmekle kalmamış Türkiye’yi de çürütmüştür. Sadece kendi çürümekle kalmamış Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ni de çürütmüştür, Türkiye Esnaf Odalar Birliği’ni de çürütmüştür.

15 yılda en fazla pozisyon kaybeden Türk çiftçisidir, Türk esnafıdır. Ama Esnaf Sanatkarlar Konfederasyonu’nun üst yönetimleri maalesef Türkiye’de, Ankara’da eskiden beşli çete vardı, şimdi onların mirasyedi uzantıları var. Onlara da itiraz etme mecburiyetindeyiz.

Krize kriz diyemeyen, dolar turşuları kuranlar, kriz var mı diye sorulduğunda ben kriz var desem ne olur yok desem ne olur diyenlere burada bu acı gerçekleri haykırmak mecburiyetindeyiz.

Sesimiz kesseler de kulaklarımızı kapatsalar da hak bildiğimiz yoldan bir elime ayı bir elime güneşi verseniz davamdan vaz geçmem diyen Peygamberin ümmeti olarak bu davadan asla ve kata vaz geçmeyeceğiz.

Bugün Türkiye kravatlı soygun misali Kamu Özel Teşebbüsleri işbirliği imtiyaz sözleşmeleriyle adeta soyulmaktadır. Vatandaşımız geçmediği köprünün parasını, kullanmadığı hastanenin parasını ödeyecektir.

Bu ülkede bir aymazlık içerisinde zaman zaman Maliye Bakanı çıkıp diyor ki vergiyi tabana yayacağız. Ben de buradan ifade etmek isterim bu ifadeyi tekrar gözden geçirin. Vergi zaten tabanda.

Bu ülkenin büyük ekseriyeti asgari ücretle geçinmekte. Bu ülkede bir tarafta vergi ödemeyenlerin sizin himayenizde şan şatafat içinde yaşadığı ama öbür tarafta milyonlarca vatandaşımızın sosyal devlet adı altında sosyal yardımlarla yaşadığı bir ülke haline getirdiniz Türkiye’yi.

Bu kravatlı soygun operasyonlarıyla 2019 bütçesinde 13,6 milyar TL, 2020 bütçesinde 24,7 milyar TL ve 2021 bütçesinde 28,2 milyar TL sizin bizim alın terimizden bu haramzadelere köprüler kurarak bu kaynaklar aktarılacak.

Buna itiraz etmeyenler Türkiye’de keyfi bir düzenin oluşturulması için referandumlarda atama anlayışı içerisinde, çözüm süreci adı altında akil adam statüsünde bu birliklerin TOBB başta olmak üzere temsilcileri kademe kademe Türkiye’de ağırlaşan bir rejim kurulurken sesini çıkarmadılar.

Bugün değirmenine su taşıdıkları her geçen gün rengi koyulaşan bu yeni rejimin Türkiye’ye tabii çıktısı olarak işsizlikle, enflasyon canavarıyla, konkordatolarla, iflaslarla bu milleti esnaflarımızı, çiftçilerimizi, tüccarlarımızı karşı karşıya bıraktılar.

Son 16 yılda işlenen alan büyüklüğü 27 milyon dönüm, yani iki Trakya bölgesi büyüklüğündeki alan tarım dışında bırakıldı. Bu birliklerin üst temsilcileri bunlara yasak savma kabili açıklamaların dışında bir söz söylemediler.

“MİLLETİ SOSYAL YARDIMLARA MUHTAÇ BIRAKTILAR”

Değerli dava arkadaşlarım,

Bir devlet olur mu ki kendi vatandaşını çalışmamaya teşvik etsin, bir devlet olur mu ki kendi vatandaşını asalak hale getirsin. Bugün sosyal yardımlar eliyle kadrolu seçmen oluşturacağız diyerek vatandaşı acz içerisine düşürerek kitleler halinde metropollere göç etmek mecburiyetinde bırakarak bu iktidarın kurduğu çarpık sistemi sistematik hale getirerek bu siyasetin payandası haline getirildi.

Bütün haykırmalarımıza rağmen çiftçimizin meseleleri de tüccarlarımızın meseleleri de gençlerimizin, kadınlarımızın meseleleri de Türkiye’de derinden bir kriz yaşanmasına rağmen gündem olmayı maalesef başaramamakta.

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözünü naklederek yeniden hepinizi idrak tazelemeye davet ediyorum:

''Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”

Rahat yaşamaya alıştırıldığımız böyle bir dönemin nihai sonu bellidir. Kişiliğimizi korumak adına, istiklalimizi korumak adına istikbalimizi kaybetmeye mahkum olmamak adına birileri sanal refah içerisinde bu ülkeyi borç batağına sürüklese de insanımızı çalışmamaya teşvik etse de bizler Büyük Türkiye idealinin sahipleri olarak bu ülkenin üreten dişlilerinin çarkları haline yetişmiş insan gücümüzü getirmek adına yeniden üreten Türkiye diyeceğiz. Yeniden kendisine yeten, yettiğiyle yetinmeyen ilgi ve etkisi dahilindeki tüm coğrafyalara ekonomik olarak uzanabilen bir Türkiye’yi ortaya koymak mecburiyetindeyiz.

Bugün Türkiye’de sadece ekonomik kriz yaşanmamaktadır. Aslında kriz gibi kavramlarla açıklayamayacağımız Türkiye’nin bütün üretim değer zincirlerinin çöktüğü gelecek yıl tarımsal üretimden başlayarak Türkiye’nin çok ciddi zafiyet içerisinde olacağı bir yandan çok çarpıcı şekilde ekonominin küçüldüğü, işsizliğin arttığı, iflasların arttığı, konkordatoların arttığı bir Türkiye’de öte tarafta da varlığı eriyen, enflasyon canavarı altında ezilen her geçen gün geçim sıkıntısı daha da derinleşen bir Türkiye portresiyle daha fazla karşı karşıya kalacağımız günlerin başlangıcındayız daha.

“EHVENİ ŞER ŞERLERİN EN KÖTÜSÜDÜR”

Buradan uyarmak istiyorum. Yine Mustafa Kemal’in Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra Meclisi Mebusan’da ehveni şer diyerek Tevfik Paşa Hükümeti’nin kurulmaya çalışıldığı dönemde milletvekilleriyle tek tek görüşerek ehveni şerlerin şerlerin en kötüsü olduğunu ve milletlerin idareyi maslahatla batacağını ifade ederek Türkiye’de çok yapısal dönüşümleri ortaya koyacak ortak bir aklın, ortak bir iradenin, bir milli mutabakatın siyasi rekabet alanının dışına çıkarılarak ortaya koyması gerektiği için çaba sarf etmiştir. Ama başarılı olamamıştır.

Bugün de Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı hal aynı haldir. Bugün Türkiye’ye kendi varlıklarını kaçınılmaz kader haline getirmek isteyenler, kendilerini ehveni şer haline getirmek isteyenler, kendi varlıklarını “eh ne yapalım bizim dışımızda, milleti azami düzeyde borçlandırdık, bu borçluluğu yönetecek siyaset ve kadro yok” diyerek yapısal olarak siyasete bireylerin katılımını siyasi partilerin eşit rekabet anlayışı içerisinde mücadele etmesinin önünde yapısal engeller koyarak kendi varlığını kaçınılmaz hal haline getirip kendilerini ehveni şer diyerek pazarlayanlara yine aynı ruh içerisinde sesleniyoruz. Ehveni şer şerlerin en kötüsüdür.

İçimiz acıyor, yüreğimiz yanıyor. Ülkenin geldiği bu noktada yüce milletimiz yiğitliği, cesareti, vatanseverliği, adanmışlığı bayrak yapacak kadroları arıyor. Kırat’ı arıyor. Sizleri arıyor, Bayar’ı arıyor, Menderes’i arıyor, Demirel’i arıyor, Özal’ı arıyor.

Bu büyük geçmişi yok varsayanlar; işte burada fotoğraflarını gördüğünüz Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de dahil olmak üzere bu abide şahsiyetlerimizi Türkiye’nin tarihinden çıkarttığınızda hiçbir şey kalmaz.

“HERKES SUSSA BİZ SUSMAYACAĞIZ”

7 düvele kafa tutmuş bir ecdadın torunları olarak biz bu ülkeyi dayatmalarla yönetmeye çalışanlara teslim olacak mıyız, olmayacak mıyız? Eğer teslim olursak yarın torunlarımız bizden hesap sormayacak mı? Teslim olduğumuz takdirde yarın evlatlarımıza neyin hesabını vereceğiz?

Menfaatleri için kişiliklerini, vicdanlarını satmamış olanlara bu milletin pak, temiz vicdan sahibi vatandaşlarıma ve onların vicdanlarına sizlerin aracılığıyla seslenmek istiyorum.

Bugün görmediklerimizle, görüp umursamadıklarımızla, koskoca bir ülke altımızdan kayıp giderken korku belasına sustuklarımızla tarih ve vicdanlar huzurunda yargılanacağız.

Vatan sevgini en kutsal değer sayan Yüce Yaradan ve “Vatan sevgisi imandan gelir” diyen peygamber efendimizin nezdinde de yargılanacağız.

Bu suskunluğun, bu eylemsizliğin, bu kabullenişin ve teslimiyetin sonu ülkemiz için, milletimiz için ve dahi hiçbirimiz için hayır değil değerli dava arkadaşlarım.

Üzerimizden ölü toprağını atmak zorundayız, silkinmek mecburiyetindeyiz. Kendimize dönmek mecburiyetindeyiz.

Hiç kimse değilse bizler Demokratlar olarak tükenmiş muhalefet anlayışını yerle bir etmek, fikir, düşünce, siyaset ve strateji üreten, umutları besleyen kararlı bir anlayışla harekete geçmek mecburiyetindeyiz.

Bizler sağımızdan solumuzdan kolayı tercih etmiş dar iktidar alanlarına boğulmuş olanlara bakmayacağız. Bizdeki azim, bizdeki yürek, bizdeki inanç ve kararlılık bunu başarmaya yeter.

Engeller koysunlar, sesimizi daha da kıssınlar, imkanlarımızı daha da yok etsinler. Aziz Türk Milleti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olan sadakatimiz ve bize bu sadakati emreden Demokrat Parti ruhumuzla bizler el ele gönül gönüle her engeli aşarız Yüce Allah’ın izniyle…

Bu bizim için tarihi bir görevdir.

Herkes sussa biz susmayacağız. Herkes korksa biz korkmayacağız. Herkes teslim olsa biz olmayacağız. Kimse inanmasa biz inanacağız.

Karınca misali hedefe varmasak da bu yolda ölmek boynumuzun borcudur.

Birilerine teslim olmaktansa bedel ödeyeceğiz, bu yolda öleceğiz.

Bizim bu yoldan dönüşümüz olmadığı bilinmelidir. Biz önümüzdeki tabloyu çok net görüyor ve anlıyoruz. Ve bugün bu Temsilciler Meclisi zemininde yeniden Türkiye’nin bulunduğu bu tarihi eşikte tarihinde karşı karşıya kalmadığı meydan okumalarla karşı karşıya kaldığı bu noktada yeniden bu büyük ülkeyi bu cenderenin içerisinden nasıl çıkaracağımızı idrakimizi bu zemine tazeleyerek millet önünde yarınlarını aydınlatacak zihni berrak, fikri berrak, ruhu berrak azim ve inancını kararlılıkla ortaya koymuş kadrolar olarak milletin önünde sağımıza solumuza bakmadan, arkamıza önümüze bakmadan inandığımız ideallere amasız bir mücadele içerisinde yürümeye var mıyız değerli arkadaşlarım?

“TEK ADAMI İKNA ETMEK DAHA KOLAY OLUR

MANTIĞIYLA KURGULANAN BİR SİSTEM”

Türkiye’nin önünü açacak, Türkiye’ye çağ atlatacak yutturmacasıyla bize dayatılan bu garabet sistemin, aslında birbirini denetleyen ve birini aşarlarsa diğerine takılacakları kurumlarla istediğini alamayacağını bilenlerin, “tek adamı ikna etmek daha kolay olur” mantığıyla kurguladığı bir sistem olduğunun farkındayız biz.

Türkiye’nin birtakım merkezlerden operasyona uğradığını söyleyenler şunu iyi idrak etmelidir:

Türkiye’de birbirini denetleyen insanlığın tarihi tecrübe içerisinde ve bu büyük milletin iki asırlık tarihi tecrübesi ışığında kademe kademe olgunlaştırdığı, berraklaştırdığı, ara dönemlere, darbelere şehitler verme pahasına bugün ekmeğimiz aşımızdır diyerek sahip çıktığı demokratik hukuk sisteminin kıymetini bilmek mecburiyetindeyiz.

Kurumları değil tek adamı ikna etmek o Türkiye’ye operasyon çektiğini söylediğiniz ama gördüğünüzde vay Bellusconi dediğiniz, arkadaşım Trump dediğiniz, arkadaşım dostum Putin dediğiniz merkezler daha kolay ikna edebilmektedir.

Bugün Türkiye nereden bakarsanız bakın, istikametini kaybetmiş bir ülke fotoğrafı çizmektedir.

İşte biz nereden geldiğini bilen, nereye gitmek istediğini bilen bir fikri berraklık içerisinde Türkiye’nin sürüklenmesine asla müsaade etmemek zorundayız.

Türk milletinin neden aşırı borçlandırıldığını, medyanın neden tekelleştiğini, ordunun neden tasfiye edildiğini, adalet sisteminin neden çökertildiğini, ülkenin tüm ekonomik değerlerinin neden elden çıkarıldığını, üretim yerine ithalatın neden dayatıldığını, eğitim sisteminin neden geriletildiğini, Türk milletinin kendi milli tarihi ile bağlarının neden koparılmaya çalışıldığını hepsini ama hepsini biliyoruz.

Ne sesimizi kesmekle gerçekleri değiştirebilirsiniz, ne de bildiğimiz bu gerçekler karşısında mücadele azmimizi kırabilirsiniz.

“HERKESİN ÜÇ MAYMUNU OYNADIĞI BU

ARENADA ŞAHLANAN BİR KÜHEYLAN VAR”

Kimse yoksa biz varız. Hürriyetçi demokratlar var. Bugün herkesin ikbal peşinde koştuğu bu seçim ikliminde, bu kış ayında Ankara’da varlık iradesini ortaya koyan siz değerli Demokratlar var.

Herkesin üç maymunu oynadığı bu arenada şahlanan bir küheylan var. Krala ve kralcılara inat, her biri mangal yürekli Demokratlar var.

Millet umut arıyor değerli arkadaşlarım…

Necip Fazıl’ın “Bir gemi arıyorum pusulası imandan, alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan” dediği gibi, pusulası halis iman olan ve bu milleti hüzünden huzura taşıyacak bir gemidir Demokrat Parti.

Bugüne kadar olduğu gibi, ama her zamankinden fazla bir iman, inanç ve kararlılıkla yürüyeceğiz.

Gömlek değiştiriyoruz diyerek hukuku, demokrasiyi askıya alanlara karşı demokrasiyi, adaleti, hukuku savunacağız.

Ayrıştıranlara karşı birliği, bütünlüğü, beraberliği, nefrete karşı sevgiyi, Bireysel ikbal sevdalılarına karşı milletin istiklal ve istikbalini, baskı ve zulme karşı adaleti, hakkı ve hukuku, Servet düşkünlerine karşı milletin zenginliğini ve refahını sonuna kadar savunacağız.

“SAYIŞTAY RAPORLARINI KENDİNE DERT EDİNECEK BİR TANE SAVCI ÇIKMAMIŞTIR”

Bizler çıkar için ittifaklar ve müttefikler aramamaktayız. Onların peşinde koşmamaktayız.

Bugün Türkiye’de kayıt dışı maalesef ekonominin alanı genişletildiği gibi kayıt dışı siyasetin alanı da her geçen gün genişletilmektedir. Millet Meclisi adına denetim yapmak mecburiyetinde olan, yakınlarda bütün engellemelere rağmen, Sayıştay raporlarında yolsuzluklar fışkırmıştır. Ama bunları kendine dert edinecek bir tane savcı çıkmamıştır. İşte Türkiye’nin temel problemi budur.

Bugün de bir ittifak ve müttefik arayarak özellikle iktidar cenahında her ne zaman AKP’nin başı derde düşse bir beka meselesi ortaya çıkmaktadır. Bu milletin beka meselesini ortaya çıkartanlar kendi varlılarını Türk Milleti’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlıklarıyla eşitleyerek kendilerini savunmayı her bir vatandaşımız için bir yükümlülük haline getirmek gayesindeler.

“TÜRKİYE’DE BİR MASKELİ BALO OYNANMAKTA”

Bu dayatmalara karşı durmak, çilesi kaygısı kasası olan ve milletin harcıyla beslenen milletin alın teri olan milletin emeği olan Demokrat Partililer olarak bütün zorluklara rağmen Türkiye’nin içerisinde nefes alıp verdiği her birinizin bulunduğu mahalde hangi zorluklar içerisinde siyaset yaptığınızı biliyorum.

Bir yanda devletin, kamunun kaynakları 1 trilyona varan bütçesiyle onun dışında Türkiye’yi rantiye düzenine hapsederek kirli kaynaklarla siyaset finanse edenlerin karşısında “iman varsa imkan da vardır” diyerek mücadele eden siz değerli dava arkadaşlarımla bu dayatmalara kapılmayacağız.

Türkiye’de bir maskeli balo oynanmakta. Türkiye’de bir maskeli siyaset perdelenmekte. Bizler bu maskeli baloya birilerine karşıtlık üzerinden, birilerinin değirmenine su taşımayacağız.

“TÜRKİYE BUGÜN YENİDEN, BİR MİLLİ

MÜCADELE İHTİYACI İÇERİSİNDEDİR”

Kurucu irademizin ortaya koyduğu ruh içerisinde oradan beslenerek bu ruhu ortaya çıkarmak anlayışı içerisinde mücadelemizi bugün bu zor imkanlara rağmen inanıyorum ki köy köy dolaşarak kasaba kasaba dolaşarak, tarlada çiftçimizle kucaklaşarak, fabrikada işçimizle kucaklaşarak, esnafla beraber kepenk açarak, memurla beraber hesap kapatarak bu mücadeleyi gece gündüz demeden, yaz kış demeden, kökenine, inancına bakmadan herkesin kapısını çalarak vereceğiz.

Ülkenin hangi köşesinde, yüreği Türkiye için atan kim varsa kervanımıza katmak için çaba sarf edeceğiz.

Ben dahil bu davanın her biri neferi ile ülkenin dört bir yanına herkes için adalet, herkes için demokrasi, herkes için zenginlik şiarı ile “Başka Bir Türkiye Mümkün” inancını yayacağız.

Biz kayıkçı kavgalarının tarafı olmayacağız. Sanal gündemlerin peşinden koşmayacağız. Biz sadece ve sadece davamıza bakacağız.

İşte bu inanç içerisinde bugün burada olmayı büyük bir vazife addederek ölmemek üzere dünyaya gelmiş, gitmemek üzere iktidara geldiklerine inananlara karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz. 

Türkiye bugün yeniden, bir milli mücadele ihtiyacı içerisindedir. Bundan 100 yıl evvel büyük Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sinde özetlediği gibi;

“Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin” sözü bir vasiyettir bizim için.

Ve bugün Türkiye’nin en acil ihtiyacı bu vasiyeti içselleştirip gereğini yapacak siyaset adamlarıdır. Ve bu siyaset adamları o inançla, o azimle, o ruhla bugün bu salondadır.

Bu uğurda kaybedilecek zamanımız yoktur.

Özellikle bugün kurucularımızdan başlayarak bu hareketi 12 Eylül sonrası maalesef merkez sağı ikiye bölerek en nihayetinde Demokrat Parti adı altında birleştirmiş olmamıza rağmen bu süreç içerisinde Türkiye’nin seyri de bu büyük hareketin seyri istikametinde olmuştur. Ne zaman biz güçten düştük, Türkiye uçlara savruldu. Ne zaman biz iktidarı kaybettik, maalesef Türkiye üreten değil tüketen bir ekonomi haline getirildi. Ne zaman bizim Türkiye’yi yönetme irademizi başkaları aldı, o zaman demokrasi ve hukuk katledildi.

Bugün geldiğimiz noktada yeniden özellikle 15 Temmuz FETÖ Darbe Teşebbüsü sonrası da açık üyerklilikle ortaya koyduğumuz gibi Türkiye’nin meselelerini sadece ve sadece iktidar çoğunluklarıyla değil, karşı karşıya kaldığı meydan okumaları büyük bir mutabakat içinde çözmek için büyük buhranların akabinde büyük bir enerjinin ortaya çıktığı noktada yeniden bu büyük ülkeyi demokrasisine, hukukuna, ekonomisine, eğitim sistemine yeni bir boyut, yeni bir derinlik katarak önümüzdeki asrı kucaklamak, tarihin milletlerin rekabeti olduğu bilincinde bu aziz milletin rekabette yerini alabilmesi, kendi refahını kendi üretebilmesi, artı değer üretebilmesi adına kodlamak mecburiyetindeyiz.

Bugün dünyada yeni dengeler oluşmakta. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında güç dengeleri yeniden şekillendirilmekte. Eğer istikrarlı, kapsayıcı bir ekonomik büyümeyi Türkiye ortaya koyamazsa bugün olduğu gibi ortalama nüfus artış hızını düşündüğünüzde Türkiye’nin yüzde 5’ler düzeyinde büyüme mecburiyeti ortadayken, bunun altında kalındığı takdirde katmerlenen işsizlik oranlarıyla beraber Türkiye’de huzursuzluk daha da derinleşecektir.

Türkiye’nin yeniden şekillenen dünya ekonomisinde uluslararası işbölümü ve değer zincirleri hiyerarşisinde bu büyük ülkenin konumunu üst noktalara çıkartmak için ekonominin en temel girdisi hukuk ve demokrasi olduğu noktada yeniden demokrasiye, yeniden hukuka varmak için var gücümüzle çabalamak zorundayız. 

Değerli dava arkadaşlarım,

Bu zeminde Türkiye’nin içinde bulunduğu hali gözlerini kapatarak mezarlıkta ıslık çalanlara karşı kendi idrakiyle, kendi tecrübesiyle, kendi hizmet anlayışıyla, kendi misyonuyla bugün değerlendirebilecek yegane kadronun bizler olduğumuzu hepimiz idrak ediyoruz.

Bugün bu salonda ayrılık ve gayrılık yoktur. Dünden bugüne Büyük Türkiye ideali peşinde Demokrat Parti’den Adalet Partisi’ne, Anavatan Partisi’nden Doğru Yol Partisi’ne büyük liderlerimiz Celal Bayar’ın, Menderes’in, rahmetli Cumhurbaşkanlarımız Demirel ve Özal’ın peşinde koşmuş, huzur bulmuş kitleleri yeniden bir araya getirmek önce gönül çizgisi içerisinde hizmet etmiş tüm insanlarımızla hiçbir ayrılık gayrılık gözetmeden dünü, dünkü hesapları, dünkü kavgaları, kişisel çıkar mücadelelerini bir kenarda bırakarak bütünleştirmek mecburiyetini hissediyorum. Kendimde hissediyorum, yöneten, tüm ilindeki ilçesindeki teşkilat mensuplarında hissediyorum.

“TÜRKİYE’Yİ İKİ KUTUPLULUĞA MAHKUM ETTİLER”

Bu anlayış içerisinde bugün bir kararlılığı ümit derim ki hep beraber ortaya koyacağız. Önümüzdeki yerel seçimler Türkiye’nin çok uzun süredir bir yanda referandumlar değişen bir kişinin nefsinde tüm kuvvetlerin toplanmaya çalışıldığı, her şeyin ona emanet edildiği, kurulların alt üst olduğu böyle bir dönemde Türkiye’nin bu riskleri yönetebilme imkanının olmadığı noktada bu açmazları açacak olanın siyaset olduğu bilinciyle bizler hep beraber inşallah buradaki müzakerelerimiz, konuşmalarımızla beraber idrakimizi tazeleyeceğiz.

Buradan Anadolu’nun her noktasından gözü de gönlü de burada olan, buralardan çıkacak seslere kulak veren tüm dava arkadaşlarımızla buluşarak Türkiye’yi birilerinin iki kutupluluğa mahkum edip bu çark döndükçe kendilerine ister iktidarda ister muhalefette pay çıkartmak için ittifaklar ve müttefikler aradığı noktada biz bu ölçülerle bir varlık ortaya koymak mecburiyetindeyiz.

Elbette Türkiye’nin içinde bulunduğu noktada demokrasinin bir sorumluluk rejimi olduğu bilinci içeresinde Türkiye’nin ortaya koyduğumuz hedeflere yürüyebilmesi için dün de sorumluluk anlayışı içerisinde vazifemizi yerine getirdik. 2010 referandumunda görevimizi yerine getirdik, 16 Nisan referandumunda görevimizi yerine getirdik. 24 Haziran seçimlerinde de Türkiye’ye nefes aldırabilmek adına bu ortak paydayı oluşturabilmek adına mücadelemizi, iddiamızı perçinlemek adına gücümüzü ortaya koyduk.

Değerli dava arkadaşlarım,

İnşallah toplantının sonunda sizlerin fikir ve düşünceleri istikametinde değerlendirmeleri yapacağım.

Evet bugün TBMM’de bir kişiyiz ama inanıyorum ki yarın o TBMM’ye bir çığ gibi düşmek için var gücümüzle irademizi ortaya koyacağız.”




  



Haber okunma sayısı: 56

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

yerel-secime-dogru

Yerel Seçime doğru

13 Aralık 2018 Perşembe 20:11
halkin-gonlune-dokunacak-projelerle-geliyorum

Halkın gönlüne dokunacak projelerle geliyorum

13 Aralık 2018 Perşembe 18:42
chp-il-baskanindan-flas-cikis-

CHP il başkanından flaş çıkış!

12 Aralık 2018 Çarşamba 21:07
ittifak-soylentileri

İttifak Söylentileri

12 Aralık 2018 Çarşamba 20:30

AFYONKARAHİSAR - HAVA DURUMU

AFYONKARAHISAR