KURBAN ÜST

22 Ağustos 2018 Çarşamba

10 yumurta kaç öğretmen eder?

Mustafa DAĞHAN

Mustafa DAĞHAN

E-Posta : mustafadaghan@msn.com

 Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü o çileli yaşamın öğretmenleri bugün ne hak ettikleri saygınlıkta ne de hak ettikleri ücreti alabiliyorlar. Bizleri yetiştiren ve bugünlere getiren başta kendi öğretmenlerim olmak üzere tüm öğretmenlerimizin bu özel gününü kutluyorum.

Hep deriz ya ‘öğretmenlik kutsal bir meslektir.” Gerçekten öyle; bugünün en zenginini de en fakirini de, en üst düzey siyasetçisini de, bürokratını da yetiştiren öğretmendir.

Bu zorlu, çile dolu, kutsal meslekle ilgili yıllar önce yaşanmış bir öğretmenlik hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Şöyle ki;

Daha ilkokuldayım. Evde telefon çaldı. Koştum, açtım. Babamın okul arkadaşı Kerim amca. O da babam gibi öğretmen.

Çocukluğumuzun öğretmenleri işte… İki söz arasında hemen birkaç soru, her fırsatta öğretmenliği yaşıyor ve yapıyor. Telefonda hemen sınav başladı.

– İstiklâl Marşımızı kim bestelemiştir?

– Zafer, Konya’nın plakası kaç?

Hepsini yanıtlıyorum. Ardından o zaman bana çok garip gelen bir soru geliyor:

-Zafer, on yumurta kaç öğretmen eder?

Şaşırıyorum.

– O nasıl soru Kerim Amca?

Kerim Amca telefonda uzun uzun gülüyor. “Bak,” diyor. “Okulun akıllısı Zafer. Yanıtını bilmediğin bir soru buldum işte. Şimdi telefonu babana ver. Sonra da babana sor. O sana yanıtını verir.”

Babamla Kerim amcamın telefon görüşmesi bitince, babama soruyorum:

– Baba, Kerim amcam sordu. On yumurta kaç öğretmen eder?

Babam da gülmeye başlıyor. Ardından, gülerek başlayan, ama bittiğinde ikimizin de gözyaşlarıyla yıkanan aşağıdaki öyküyü anlatıyor:

Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinin yaklaşık yirmi kilometre güneyinde yan yana iki orman köyü vardır. Boşnakköy ve Armutlu.

Her iki köyde de hayat zor, insanları yoksuldur.

1950 yılının güneşli bir Temmuz sabahında, bu iki köyün en çalışkan iki öğrencisi Ali ve Kerim, öğrenmelik sınavına katılmak için ilçe merkezine yola çıkarlar. Tabii yürüyerek.

Ali’nin elinde küçük bir sepet ve sepetin içinde on tane yumurta var. Evde para olmadığından, annesi ilçede satıp, sınav için lâzım olacak kalem, silgi gibi ihtiyaçları alması için bu on yumurtayı, biraz kendi evinden, biraz da komşulardan toplayarak Ali’ye vermiş.

Kerim’in ailesi daha da fakir olduğundan, Kerim’de o da yok. Yaklaşık yirmi kilometre yolu yürüyerek ilçe merkezine ulaşıp, hemen bir bakkala giriyor ve on yumurtayı satarak bir kalem ve bir silgi alıyorlar. Kalemi de, silgiyi de ikiye bölerek paylaşıyor ve sınava giriyorlar.

İkisi de başarmıştır. Ancak bilmedikleri bir şey var. Sınav iki gün. Bu iki küçük köylü çocuk, sınava girip akşama köylerine dönmeyi düşünürken, şimdi Hükümet Konağı’nın önünde, neredeyse ağlamaklı geceyi nerede geçireceklerini bilmeden, bir aşağı, bir yukarı yürümekte…

Cadde üzerindeki evlerden birinde, bu iki köylü çocuğa merakla bakan bir kadın onları eve çağırır. Durumu öğrenince onları doyurur. Akşama eşi de işten gelir ve çocukları o gece misafir ederler.

İkinci gün de sınav başarılıdır.

Daha sonra okul hayatı ve ardından şanla şerefle geçen otuz yılı aşkın öğretmenlik yaşamı… (Anonim)

Bugün her ne kadar eski günlerin idealist öğretmenleri azalmış olsa da öğretmenlik hala kutsal bir meslek. Tüm hocalarımıza saygılarımızla…!

 

 

 


24 Kasım 2015 Salı 12:40
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR