KOLAYLI YENİ

23 Haziran 2018 Cumartesi

Ne oldu bize böyle?

Mustafa DAĞHAN

Mustafa DAĞHAN

E-Posta : mustafadaghan@msn.com

Biz ne güzel insanlardık…!

Mahallede bir cenaze olsa, ya da bir akrabamızı, arkadaşımızı kaybetsek üzülür yas tutar hatta TV bile açmazdık.

Düğün yaparken komşumuz ölse müzik çalmazdık, şimdi milletimizin evlatları ŞEHİT düşerken Anadolu’nun dört bir yanına al bayraklı tabutlar girerken, kimimiz yemeğimizde ki tuzun, kimimiz içeceğimizde ki buzun, kimimiz de koltuk derdine düşmüşüz.

Size Osmanlı İmparatorluğu’nda ki edep ve ahlaktan söz etmek istiyorum. Bu bölüm alıntıdır.

Cumbalı, kafesli, payandalı evler…

Bu evlerin içi ve duvarları birer aile terbiyecisiydi. Duvarın bir yerinde “Yâ Hafîz” bir başka yerinde “Yâ Mâlike’l-Mülk” yazısı görünürdü. Diğer odalar da farklı değildi. Her oda, her duvar dünyanın fâni olduğunu hatırlatır, şu üç günlük dünya hayatının hiçbir insanı kırmaya ve incitmeye değmeyeceğini ifade ederdi.

Dadıların bile çok mutlu olduğu böyle bir ortamda, anne, baba ve diğer aile fertlerinin mutsuzluğu düşünülemezdi. Onlardan herhangi birinin huzur evlerine gönderilmesi asla söz konusu değildi.

Evlerin bir kısmının çatal kapısında ay ve yıldız görülür ve bu evden birisinin hacca gittiği anlaşılır, arkadan da “Allah gitmeyenlere de nasip etsin” duaları edilirdi. Öte yandan Osmanlı sokaklarında dolaşırken o güzelim cumbalı ahşap evlerin pencerelerinde çiçekler görülürdü.

Çiçeklere de çeşitli mânâlar yüklenmişti…!

Meselâ pencerenin önündeki sarıçiçek; “Bu evde bir hasta var, lütfen gürültü yapmadan mümkün olduğunca sessiz geçin” mânâsına gelmekteydi. Çiçek kırmızı ise; “Bu evde evlenme çağına gelmiş genç bir kızımız var, sakın ola kötü bir söz edip de, onun kalbini incitmeyin” demekti.

Evlerin kapı tokmakları, penceredeki çiçeklerin gösterdiği mânâdan geri değildi. Kapı tokmakları çift halkadan müteşekkildi. Bunlardan, aslan başı motifli ve büyük olanı kalın, çiçek motifli ve küçük olanı da ince ses çıkartırdı. Eğer eve bir erkek misafir gelmiş ise, kalın sesli tokmağı tıklatır, içerdeki ev sahibi gelenin beyefendi olduğunu anlar, kapıyı evin beyi açar, bey yoksa mahremiyete uygun olarak kapı açılırdı. İnce sesli tokmağın sesi duyulmuş ise, gelenin bir hanım olduğu anlaşılır, kapıyı evin hanımı açardı.

Hayatın sadeliği mahalleye de damgasını vururdu. Gözü tırmalayıcı hiçbir şey görülmez, insanlar birbirine hürmet eder, selâm verirdi.

Peki ya şimdi! Ne edep kaldı, ne sevgi, ne saygı…’

Hergün onlarca şehit verilirken, bir iki çığırtkan eylem yapılıyor, hepsi bu! İşin garibi “eylem mi yapılıyor, insanlar mı rahatsız ediliyor?” oda belli değil.

Dün akşam şehitlerimiz için yapılan bir eyleme şahit oldum. Tamam, tepki göstermeliyiz, terörü lanetlemeliyiz, acımızı haykırmalıyız ama edep sınırlarımızı da korumalıyız. 

Kimse kusura bakmasın da sarhoş narası atar gibi eylem yapılmaz. İnsanların hastası var, sorunu var, problemleri var.

Yollar humarsızca kapatılarak, insanları rahatsız ederek yapılan eylem, vermek istediğiniz mesajı verdi mi?

İnsanları rahatsız etmekten başka kime ne faydası oldu?  Sosyal paylaşım sitesindeki yüzlerce tepkiden en dikkatimi çekeni paylaşmak istiyorum sizinle.

Bir kadın 1 saat eylemcilerin arasında mahsur kaldığını yazmış. Akşam evine gidip yemeğini pişirecek ama gidememiş. Ya hastası olsaydı, ya eşi titiz bir adam olsaydı. Alın size kul hakkı…!  Kadıncağız düştüğü durumu sosyal paylaşım sitesinde paylaşmış. Bizim eylemciler ise kadını yazdıklarıyla linç ediyor. Size diyecek bir şey bulamıyorum.

Maalesef, kimse kimsenin umurunda değil, herkes kendi çalgısında. Ateş düşen ocaklar kan ağlarken kimi yemeğindeki tuzun, kimi içeceğindeki buzun, kimi ayağının altındaki muzun derdine düşmüş.

Hayat elbet devam ediyor, edecekte. Fakat bu kadar humarsızca, bu kadar umursamaz, bu kadar fütursuzca olmamalı. Atalarımızın nezaketi, saygısı nerde, bizim ki nerde?

Yazık bize çok yazık!!!

Mevlana’nın, edeple ilgili Şems-i Tebriz’e söylediği bir sözünü hatırlatmak istiyorum.

“Ey Şems-i Tebriz, suskun ol! Sus ki bu bir ilâhî sırdır. Ancak şu kadar söylenebilir, dile gelebilir ki, geceleri ve karanlıkları aydınlatan iman mumunun en parlak ve en üstün aydınlığı edebtir.”

 

    


10 Eylül 2015 Perşembe 19:43
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

AFYONKARAHİSAR - HAVA DURUMU

AFYONKARAHISAR