KURBAN ÜST

22 Ağustos 2018 Çarşamba

Aydınlanma

Ramazan Hüseyin Biçer

Ramazan Hüseyin Biçer

E-Posta : rmznhsynbcr@gmail.com

Bernard Lewis şöyle der; Bir milletin kültürünü kontrol etmek, o milletin dilini kontrol etmekle; bir milleti imhâ ise nesilleri mâzisinden, tarihinden ve bilhassa millî ve mânevî değerlerinden koparmakla mümkündür...

Türk milleti olarak bugün 5 bin yıllık şanlı tarihimize yakışmayacak bir görüntü sergiliyoruz.  Son 200 yıldır içimize sinen batı hayranlığı, bizi deyim yerindeyse uçuruma doğru götürüyor. Onların iyi dediğine iyi, kötü dediğine kötü diyoruz. Konuşurken anlamını dahi bilmediğimiz yabancı kelimeler havalarda uçuşuyor. 

Toplumlar, tarih boyunca, millî ve manevî değerlerine bağlılıkla varlıklarını sürdürebilmişlerdir.  Ninesinin kullandığı bakır bakracı gördüğünde adını bile bilmeyen bir nesil yetişiyor. Adını bilmemesi doğal, o nesneye tiksinerek bakıyor.

Bizim batıdan farkımız var. Kültürümüz, özümüz, içerisinden süzülüp geldiğimiz tarihimiz farklı.

Batı, Ortaçağ’ın karanlığında kaybolup dünyanın yuvarlaklığını tartışanları engizisyon mahkemelerinde giyotinle doğrarken, bu milletin âbidevî şahısları, mikrobu, atomu araştırıyor, gezegenlerin şeklini, yıldızların düzenini, yaptıkları mimarî eserlere işliyorlardı.  Bunu da yaparken, Kur’an’dan feyiz alıyorlardı.

Batı ise Ortaçağ karanlığından kurtulmanın yolunu, kiliseden, tanrı inancından tamamen uzaklaşmakta buldu ve bunun adını da ‘hümanizm’ koydu. Yani, insanın tanrılaşması… Tanrıya başkaldırıya kadar giden bu anlayış, kiliseye ve bozulmuş olan inanç sistemlerine bir tepkiydi aslında. Onlar, bu bozuk olan inançlarından ve tahrip edilmiş kitaplardan uzak durmayı ve merkeze insanı almayı hedeflediler. Batı, bu döneme ‘aydınlanma’ dönemi dedi.

Onların bu tanrı anlayışından uzaklaşıp, tamamen insan merkezli bir anlayışa bürünmesi ve dünyevî anlamda gelişmesi, bizim de gözümüzü boyadı.

Biz, hiçbir zaman tahrip edilmemiş ve kıyamete kadar da tahrip edilmeyecek olan Kur’andan uzaklaştık. İslam’ın uygulamalarından uzaklaştık. Batı gibi aydınlanalım dedik.

Biz batı değiliz. Batı bugün uzaya gönderdiği füzelerine dâhi koyduğu isimlerde Tanrıya baş kaldırdığını gösteriyor.

 Bakınız buna bir örnek vereyim; NASA'nın Columbia Uzay Mekiği'nin ardından Challenger adıyla yeni bir uzay mekiği hazırladı. İlk uçuşunu 4 Nisan 1983'de yapmış olan bu mekik, ardından dünya yörüngesine dokuz uçuş daha yaptı.  28 Ocak 1986'da son uçuşunda mekik kalkıştan 73 saniye sonra infilak etti ve beş profesyonel astronot ve iki öğretmenden oluşan yedi mürettebat hayatını kaybetti. Şimdi gelelim olayın görünmeyen tarafına.

Challenger, İngilizce’de ‘başkaldıran’ demektir.  Yani , “Allah’a başkaldıran” ki uzaya gönderilen bu mekik, Allah’ın sonsuzluğuna bir başkaldırıydı aslında.

Batı, bizim de böyle olmamızı istiyor. Yani bizim bilimsel anlamda gelişmemizi değil, bizim, bozulmamış olan tahrip edilmemiş olan inançlarımızdan kurtulmamızı istiyor. Kurtulalım ki, Bernard Lewis’in de yukarıda belirttiği gibi kolayca imha edilebilelim.

Bugün, bize düşen;  tarihimizi, geçmişimizi, layıkıyla, kötülemeden, fazla da abartmadan gençlerimize sunmak, bu gençliğin ecdadını tanımasını sağlamaktır.  Ki bu gençlik tarihini öğrendikçe, milletine devletine düşman kesilmeyecek, bağlıllığını arttıracaktır.

Dolayısıyla ‘Türk Aydınlanması’, batının ki gibi dinden, kültürden, millî ve manevî değerlerden uzaklaşmayla değil, bilakis bunlara sımsıkı sarılmayla gerçekleşecektir.  


19 Ocak 2016 Salı 12:34
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.