KOLAYLI YENİ

28 Mayıs 2018 Pazartesi

Basın özgürlüğünden ne haber?

Şükrü ERSOYLU

Şükrü ERSOYLU

E-Posta : sukruersoylu@windowslive.com

 Demokrasilerde Medya  Organları Yasama , Yürütme ve Yargı erklerinden  sonra  4. Kuvvet olarak tanımlanır.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin en temel özelliklerinden birisi her bir erkin birbirini denetlemesi sonucunda erklerden birisinin topluma zarar verecek aygıta dönüşmesini  engellemektir.

Demokrasilerin vazgeçilmez kurumlarından birisi olan medya kuruluşları da topluma zarar veren toplumun birliğini, bütünlüğünü  ve dayanışma duygularını yok eden toplumun huzur  barış ve refahını hedef alan her   kurumun ve her eylemin zararlarını  bertaraf edebilmek amacıyla  yaptığı haberlerle toplumu bilgilendirme görevini yerine getirirler.

Özellikle Ortadoğu üzerinden Dünyada kartların yeniden karıldığı, sınırların yeniden belirlenmeye çalışıldığı, ülkelerin medya aracılığıyla algı operasyonları sonucundan kendi çıkarlarına uygun rant devşirmeye çalıştığı  toz duman arasında toplumu yönlendiren medyanın sorumluluğu bir kat daha artıyor.

Medya kuruluşlarının sözlü, yazılı veya resim ile yaptığı bu kutsal görev Anayasamızda Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü olarak güvence altına alınmıştır.

Aynı zamanda Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü gelişmiş demokrasiler için vazgeçilmez bir kural olarak evrensel değerler olarak ta kabul edilmiştir.

Bir düşünür; “Basın hürriyeti, öteki hürriyetlerin emniyet sübabıdır; Diktatör hükümetlerden başka, hiçbir kuvvet onu kısamaz.” der.

Düşünce özgürlüğü, ruhun yaşamıdır.” Diyen Voltaire’in görüşünü de dikkate aldığımız zaman insanın var olma gerekçesi haline gelen düşüncenin sınırları var mıdır? Yoksa herkes her şeyi bu özgürlük adı altında düşüncesini açıklama ve yayma hakkına sahip midir?

Arzu ederseniz konu ile ilgili anayasamıza müracaat edelim;

“Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.”

İlave olarak basın meslek ilkeleri de düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetiyle ilgili etik kurallar koymuştur.

Ülkemiz de de demokrasinin temelini teşkil eden düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti konusunda çok şiddetli tartışmalar yaşandığı gözlemliyoruz.

Yönetim kademesinde yer alan pek çok idarecinin çok partili hayata geçtiğimiz ilk günden itibaren dikta rejimlere gittiği konusunda  çok sert eleştirilere muhatap olduklarını biliyoruz.

Türkiye’nin yakın geçmişi sabıkalarla dolu. AHİM de 1990 lı yıllardan başlayıp 2012 yılına kadar insan hakları ihlalleri ile ilgili 3400 civarında insan hakları ihlalleri tesbit edilerek Türkiye Dünya şampiyonluğunu kimselere kaptırmamış.

2002 yılından sonra ülke yönetimine egemen olan AK Parti iktidarı çıkarttığı yargı paketleriyle insan hakları ihlallerinde iyileştirmeler sağladık diyor.

Peki basın açısından durum nedir?

Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesinin 2012 yılı raporunda 76 kişinin tutuklu bulunduğu iddiası yer almaktadır. 

2012 yılında Adalet bakanı açıklama yapıyor;

Ülkemiz cezaevlerinde hükümlü olarak bulunanlardan, gazetecilik kimliğiyle ilişkilendirilmeye çalışılanların bazıları, silahlı terör örgütü üyeliği, adam kaçırma, ruhsatsız silah ve tehlikeli madde bulundurma, bombalama ve adam öldürme gibi ağır cürümler nedeniyle tutukludur.

Şimdi tekrar soralım; Şiddeti içerisinde barındıran, Şiddeti öven, şiddeti telkin eden açıklamalar düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında olmadığına göre bu gazetecilerin hürriyeti kısıtlanmış mıdır?

Şimdide bazı yöneticilerinin, kanaat önderlerinin ve medya çalışanlarının açıkladıkları, yaymaya çalıştıkları düşüncelerden bazı örnekler verelim;

“Biz sırtımızı YPG ye YPJ ye PYD ye yaslıyoruz”

“Pkk sizi tükrüğüyle boğar”

“Bodrum Diyarbakır’a uzak değildir”

“Kendimizi de mahallemizi de biz yöneteceğiz”

“Burada Selahattin Demirtaş başta olmak üzere HDP kadrolarının barış kararlılığının altını çizmek lazım.” 

Sizce yukarıda açıklanan düşünceler şiddeti çağrıştırır mı? şiddeti çağrıştırır ve kamu düzenini bozan eylemlere davet ederse bu çağrıyı yapanları masum göstermek, şiddeti çağıranları aklamaya çalışmak suça ortak olmak olarak değerlendirilmeli midir?

MİT tırlarını durdurarak  Türkiye’yi DAEŞ vb. terör örgütleriyle iş tutuyor görüntüsü vermek milli güvenliğimizi nasıl etkiler? Yoksa tırlara yapılan operasyonlar devlet sırrının ifşası anlamına mı gelir?

Yoksa basın çalışanı olmak kanun önünde eşitlik ilkesinde men edilen imtiyaza sahip olma aracımıdır?

At iziyle it izini birbirinden ayırmak zamanı, tarafımızı belli etme zamanı bugünler değilse ne zamandır?

Bu ülke hepimizin. Allaha emanet olunuz.


18 Aralık 2015 Cuma 13:02
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.