KOLAYLI YENİ

28 Mayıs 2018 Pazartesi

Eğitim sistemimiz yazboz tahtası mı?

Şükrü ERSOYLU

Şükrü ERSOYLU

E-Posta : sukruersoylu@windowslive.com

Bütün öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler gününü kutluyorum. Öğretmenlerimizin değerleriyle ilgili ne kadar methiyeler yazılsa azdır ve hepsine gönülden katılırım. Bu konuda pek çok yazarımızın da kalem oynatacağını biliyorum. İzninizle ben bugün sizlerle zülfü-yare dokunmayan sade suya tirit basmakalıp klişe yazılar yerine eğitimin temel meseleleriyle ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Toplumumuz da hemen hemen herkesi mi ilgilendiren herkesin bir şekil de ilişki içerisinde olduğu kurumlarımızdır eğitim kurumlarımız.  Bir çok ebeveynden  eğitim sistemimizde  yapılan değişiklerden dolayı sitem serzeniş hatta şikayetler duyarız.  Peki eğitim sistemimizde yapılan değişiklikler bir ihtiyacın karşılanması için mi yapılır yoksa devletin yüksek çıkarlarını korumak adına mı ebeveynlere dayatılır.

Hiç birimizin itiraz edemeyeceği bir gerçekten yola çıkalım. Eğitim sistemimizin tezgahından geçen her çocuk Temel bilimlerde Matematik te Türkçe de Fen bilimlerinde mümkün olan yeteneğinin ulaşabileceği en üst düzeyde bilgi alsın. Hatta imkanlar dahilinde  ve olabildiğince uluslar arası kaynakları da değerlendirerek dünya ölçeğinde pek çok bilim insanı da yetiştirelim. Şairin dizelerinde dile getirdiği gibi;

‘Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atini;
Veriniz hem de mesâînize son sür’atini.
Çünkü kaabil değil artık yaşamak bunlarsız;
Çünkü milliyeti yok san’atın ve ilmin; yalnız.’ 

Pozitif bilimlerde öğrencilerimizi yetiştirmenin yanında bir de sosyal bilimler var. Acaba orada durum nasıl. Bu alanda da öğrencilerimize müsbet ilimlerde olduğu gibi aynı kesinlikte ve rahatlıkta önerilerimiz var mı? Toplum yapısını ihtiyaçlarını farklılıklarını dikkate almadan hangi gerekçelerle nasıl bir eğitim müfredatı uygulamalıyız.

Arzu ederseniz  öncelikle toplum yapımızla eğitim sistemimiz arasında bir bağ kuralım sonrada eğitim sistemimizin dünü ve bugünü hakkında bir değerlendirme yapalım.  Hepimizin bildiği gibi erken cumhuriyet döneminde Anadolu coğrafyasında farklı etnik kimlikler farklı inanç sistemleri farklı düşünce yapıları farklı mezheplerden  oluşan bir yapı vardı. Bu farklılık bize Büyük bir devlet olan Osmanlı Devletinin  mirası idi. Osmanlı Devleti toplumun ülkeye olan mensubiyet duygusunun oluşabilmesinin yolunun Adalet-Hukuk-Hizmet ve Güvenlik ihtiyacının karşılanması olduğu varsayımını hayata geçirerek yaklaşık 600 yıl görkemli bir hayat sürdü. 

Her dönem olduğu gibi erken cumhuriyet döneminde de en önemli ihtiyaç toplumun güvenliği huzur  barış ve refahın gelişmesi idi. Bu gaye ye uygun olarak ta toplumun önüne Muasır Medeniyet seviyesine ulaşma hedefi konuldu . Muasır medeniyet seviyesine ulaşabilmek içinse modernizm temelinde bir resmi ideoloji araç olarak seçildi. Toplumun resmi ideolojiyi benimseyebilmesi için devletin bütün kurumlarının bu ideolojiye hizmet etmesi gerekliydi. Tahmin edebileceğiniz gibi bu dönüşüm için en güçlü aygıtlar eğitim kurumları oldu. Bir anlamda “Bir milletin bireyleri yalnız bir tür eğitim alırlar. 2 türlü eğitim 2 farklı insan yetişmesine yol açar. Bu ise milletin duygu ve düşünce birliğini yok ederek dayanışma duygularını zafiyete uğratır”  anlayışından çıkan eğitim modeli hayata geçirildi. Huzur ve barışın yolu tek tip eğitim öğretim modelinde ve tek tip insan yetiştirmekte arandı.  1930 ve 40lı yıllarda Avrupalı bazı düşünürlerin “Çocuklar ebeveynlerden  önce devletindir” görüşlerine itibar edildi. Ebeveynlerin tercih hakları yok sayılarak nesillerin resmi ideoloji doğrultusunda eğitilerek dönüştürülmesine çalışıldı.  Farklı diller farklı kültürler farklı inanç sistemleri devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne tehdit olarak görüldü.

Şimdi yeniden düşünme zamanıdır. Ebeveynlerin taleplerine beklentilerine isteklerine duyarlı davranarak eğitim-öğretimin yeniden düzenlenmesi ihtiyaç mıdır değil midir. Bu taleplere kulak verilmeden huzur ve barış ortamı sağlanabilir mi?

Gelişen teknoloji ve yeni oluşan veya oluşacak olan iş alanları dikkate alınarak yapılacak eğitim öğretimdeki değişiklikler gereklimidir değil midir. ?

Kavramların içi boşaltılarak köklerinden uzak kalan Türk Milletinin Kadim Medeniyet anlayışına yeniden kavuşabilmesi için yeni müfredatlar elzem midir değimlidir?

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir  sözünden yola çıkarak  belirli bir normale ulaşana kadar  ve yukarda sormuş olduğumuz sorulara sağlıklı cevaplar bulana kadar eğitim sistemimizde belki  de yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır.  Ne dersiniz!

Görünen o ki bu hamur daha çok su götürür.

Allaha emanet olunuz. 


26 Kasım 2015 Perşembe 16:00
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.