KOLAYLI YENİ

28 Mayıs 2018 Pazartesi

FETÖ - HDP (PKK) ROMANTİZMİ

Şükrü ERSOYLU

Şükrü ERSOYLU

E-Posta : sukruersoylu@windowslive.com

Bir zamanlar Türkiye de hizmet hareketi vardı.

Resmi kurumlarda yeterince dini eğitim verilmediğini düşünen dini hassasiyeti yüksek toplum kesimlerinin duygularına hitap etti.

Işık evleri oluşturdu. Evlerde barınan öğrencilere pozitif bilimlere destekle beraber risaleler eşliğinde manevi eğitimde verildi.

Modernizm temeline dayanan, resmi ideolojinin öğretisinden geçmiş, milletin değerleriyle çok da barışık olmayan ülke yönetici elitlerine alternatif olma iddiası taşımıştı.

Necip Türk milleti inançlı imanlı kendisi gibi düşünen, kendi duygularını taşıyan kendi değer ölçülerini paylaşan bir nesli umut ışığı olarak görmüş,  kendi vatanına bağlı kendi milletine şefkat ve merhametle davranacak, kendi devletini canından aziz bilecek bir gençlik ümidiyle varını yoğunu ortaya koymuş, topladığı himmetlerle han istenilen yere hamamıyla beraber yapmış.

Yetmemiş gücü yeten vatandaşlar  ülkemizin ăli menfaatleri için yurt dışında okullar açmış. Yetişen nesiller ailelerini terk etmiş gurbet ellere sefere çıkmış.

İmkanları sınırlı olan vatandaşlarımız  kurban bayramlarında milletin derisini bulabilirse gerisini cemaate aktarmak için seferber olmuş.

Bir kısmı da zaman gazetesi başta olmak üzere cemaatin gazete ve yayın organlarını satmak için gecesini gündüzüne katmış. 

Zaman zaman devleti idare edenlerde bu kurumlara maddi manevi desteklerini esirgememiş.

Onlarda beklemişler ki   şimdiye kadar ihmal ettiğimiz ülkelerle yeniden diyaloga geçelim. Ülkemizin gönül elçileri olarak, insanların dişinden tırnağından artırarak yardım ettikleri bu kurumlar da devletinin haklarını savunsunlar.

Hatta Türkiye de iktidar sahipleri hizmet hareketinin düzenlediği Türkçe olimpiyatlarında iki gözü iki çeşme hoca efendiyi kıskandıracak kadar gözyaşı dökmüşler.  Beklemişler ki bu kurumlardan yetişen öğrencilerin ve onları yetiştiren fedakar öğretmen ve idarecilerin yaktığı bu meşale, Türkiye’yi aydınlatsın, sonrada insanlığı aydınlatsın.

1999 yılında Fethullah hoca efendi ABD ye gitmiş. Yeşil kart almak için Graham Fuller kefalet vermiş. O Graham Fuller ki CİA başkan yardımcılığı yapmış, halihazırda Rand Corporation isimli Yıllık 251 Milyon $ bütçeye sahip bir düşünce kuruluşu çalışanı. Cezayir Tunus Yemen vb. İslam ülkelerinde cemaatler kurmuş. İletişime geçtiği İslami cemaatlere nasihatler etmiş. En önemli nasihati de şu;

İslam küresel bir dindir. Diğer dinlerle diyaloga geçin.  İslam dininin size vaaz ettiği ayrıntılara takılmayın. Gerekirse kendi ülkeniz bile ayrıntı kalabilir.

Görünen o ki hoca efendi nasihata bağlı kalmış;

Başörtüsü füruat tır!

Soru çalmak serbesttir! İnançlı imanlı insanlar bürokraside yer almalı. (bu ülkenin % 99’u Müslüman)

Mahkemelerde hakim savcı kiralayabilirsiniz! (Rüşvet serbest)

Bulunduğunuz statüyü muhafaza için içki içebilirsiniz!

Yukarıdaki ruhsatlar 10 yıl beraber kol kola yürüdükleri ve destek aldıkları Türkiye’nin son 14 yılında iktidar olan İslami hassasiyeti ile bilinen süreç için de geçerli.

Ortalama bir Müslüman olarak ben yukarıda ifade etmiş olduğum değerleri meşru kılan, mübah gören bir etik anlayış veya ahlaki anlayış hiçbir semavi dinde görmedim. Hele İslamiyet’te hiç görmedim.

Bu konularda arzu eden okuyucularımız uzman görüşü olarak diyanet işleri başkanlığnın din işleri ile  ilgili kurullarına müracaat edebilirler. Farklı bir sonuç alırlarsa söylesinler bizde eksiklerimizi giderelim yanlıştan dönelim.

Peki o zaman bu ruhsatlar ve icazet’in kaynağı ne?

Bununla ilgili Fethullah Gülen hareketinin himmet toplantılarından bir anekdot aktarmak isterim.

Himmet toplantısında ki  imam anlatıyor; “dün gece  bir rüya gördüm; bir gün ömrü boyunca içki içmiş günaha batmış bir insan  tam cehenneme gidecekti ki,  birdenbire cehennemin kapıları bir grup genç tarafından kapatıldı. Cehennemin kapısını kapatan gençler feryat figan Allah’a dua ediyorlardı. Ey Allah’ım ne olur bu kulunu cehenneme atma, çünkü biz öğrenciler  aç kaldığımız zaman  cehenneme gitmekte olan kulun bize himmet ediyordu.  Öğrencilerin bu duası üzerine günahkar insan için cehennem kapıları kapatılıp cennet kapıları açılıyordu.”

Bireysel olarak yalan söyleyen, rüşvet alan veya veren her türlü etik ve ahlaki değeri, her türlü kutsalı   cemaat taassubu içerisinde  karnı acıkınca tüketen bir hareketten, önce kendisi adına, sonrada çevresi yaşadığı toplum, ülkesi ve insanlık için bir başarı hikayesi çıkar mı?

Başta İslamiyet ve bütün semavi dinler olmak üzere, evrensel etik ilkelere uymayan,  ahlaki ilkelere uymayan insanların oluşturduğu bir topluluk, birbirine güvenen kendileri arasında   sağlıklı ilişkiler kurabilen , adaleti sağlayabilen başarılı huzurlu ve mutlu bir topluluk olabilir mi?

Yazımızın birinci kısmını “ Kılavuzu karga olanın ………………….(Lütfen boşlukları doldurunuz) atasözümüzle bitirelim.  


05 Şubat 2016 Cuma 11:31
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.