KURBAN ÜST

22 Ağustos 2018 Çarşamba

TÜRKİYENİN VESAYETLE İMTİHANI (2)

Şükrü ERSOYLU

Şükrü ERSOYLU

E-Posta : sukruersoylu@windowslive.com

Güzel ülkemizden vesayetin kalkabilmesi için Türkiye’yi yöneten ve yönetmeye talip olan idarecilerimizle toplum temsilcilerimizin tutum ve davranışları nelerdir?

Türkiye den vesayetin uzaklaştırılabilmesi konusunda tarafların pek çok görüş ve önerilerini medya kanalıyla öğrenebiliyoruz.

Öncelikle bir tespiti yapmakta fayda var. Askeri bürokraside, yargı bürokrasisinde, üst düzey yöneticilerde, sivil toplum örgütlerinde, medyada, demokratik kurum ve kuruluşlarda milletin vekalet yoluyla verdiği, ülkeyi yönetme hakkı kazanmış meşru hükümetinin kısmen veya tamamen görev yapmasını engelleyen kim veya kimler varsa millet iradesini yok sayıyor ve anayasa suçu işliyor demektir.

Bu tarz bir usulü benimseyen taraflardan her birisinin hukuk önünde gerekli hesabı vermesi, vesayetin engellenmesi adına hem tedbir amaçlı hem de caydırıcı bir rol oynayacağı için önemlidir.

Vesayetten kurtulmak için siyasi partilerimiz başta olmak üzere sivil toplum örgütlerimizin anayasa değişikliğinden başkanlık sistemine kadar pek çok önerilerinin olduğu da hepimizin malumu.

Çözüm adına bu önerilerden her birinin tartışılabilmesi ve gündeme girmesinin bile kendi başına bir kıymetinin olduğunu düşünenlerdenim.

Peki, konunun ana tarafları olarak Toplumun taleplerine beklentilerine hassas olduğunu iddia eden sine-i milletten başka güç tanımadığını her fırsatta dile getiren siyasi partilerin, demokrasinin temel taşları sivil toplum örgütlerinin demokrasiye bakışlarını ve bu konudaki samimiyetlerini nasıl test edeceğiz?

Her şeyden önce kendi yapılanmalarında ve bünyelerinde demokrasiye ne kadar bağlılar?

Kendi içlerinde yetki ve görev dağılımı yaparken demokrasiye ne kadar bağlılar?

Demokrasinin teorisyenlerinden Volter sistemin sağlıklı işleyebilmesini izah etmek için “saygımızı zihinlerimize gerçeğin gücüyle sahip olanlara yönlendirmeliyiz” der.   Yani demokrasi için etik kurallar veya ahlaki kurallarla sistemin sağlıklı işleyişini beraber değerlendirmeliyiz.

Eğer siyasi partiler veya sivil toplum kuruluşlarımız kendi yapılanmalarında demokratik teamüllere uymuyorlarsa ne düşünmeliyiz.

Demokrasiye mi inanmıyorlar yoksa seçme hakkı verilen mensuplarının yeteri kadar saygın oldukları konusunda şüphelerimi var?

Yoksa “yakışıyor haspama” anlayışı kurum ve kuruluşlarımızı esir mi aldı?

Ne dersiniz? Vesayeti sonsuza kadar yok etme taahhüdünde bulunan kurumlarımızın samimiyetlerine nasıl inanıp güveneceğiz?

Kendi bünyelerinde demokrasiyi tesis edemeyenler toplumun demokratik hayatına ne kadar katkı sağlayabilirler?

Milletin kantarının belinde olduğunu en çok bu topluma önderlik eden kanaat önderleri ve siyaset erbabı bilir.

Bizler ise vatandaş olarak düşünceyi açıklama ve yayama hürriyeti hakkımızı aklımız yettiğince kullanmaya devam edeceğiz. 


15 Ocak 2016 Cuma 11:04
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.